Bir Kitabı Cevap İçin Açmak: Tefe'ül ve Hafız Falı

Niyet et, bir şiir kitabını rastgele aç, oku. Eski, dünya çapında bir uygulama — ve göründüğünden çok daha iyi tasarlanmış.
Türkçede kaybettiğimiz bir kelime var, ve kaybolmasıyla birlikte bir uygulama da gözden düştü: tefe'ül.
Anlamı, hayra yormak için bir kitabı açmaktır. Osmanlı'da yaygın bir işti — sarayda, medresede, konakta — ve çoğu zaman belirli bir kitapla yapılırdı: Hâfız-ı Şirâzî'nin Divan'ı. Farsça bilen bir okur çevresi için bu, en tabii araçtı; niyet edilir, divan açılır, çıkan gazel okunur, ve okunanla niyet arasındaki bağ aranırdı.
Bugün Türkiye'de "fal" denince akla neredeyse yalnızca fincan gelir. Kitap falı, kelimesiyle birlikte gündelik dilden çekildi. Oysa yaşayan bir uygulama olarak İran'da hiç kesintiye uğramadı, ve dünyanın başka yerlerinde de kendi biçimleriyle sürüyor.
Ve unutulmuş olması bir kayıp, çünkü bu, elimizdeki en az zarar veren ve en çok işe yarayan fal biçimlerinden biri: kimseye bir şey söylemeni gerektirmiyor, kimse senin adına bir hüküm vermiyor, ve malzemesi zaten evinde duran bir kitap.
Bu yazı onun hakkında: ne olduğu, göründüğünden neden daha iyi işlediği, düzgün nasıl yapıldığı, hangi kitapların işe yaradığı ve neden, ve sayfa hiçbir şey söylemiyor gibi olduğunda ne yapılacağı.
Ailesi, ve ortak biçimi

Genel adı kitap falıdır — bir kitaba soru sorup gelen pasajı cevap saymak — ve hem kitapların hem kararların bulunduğu her yerde ortaya çıkar.
Romalılar Vergilius'a başvururdu: Aeneis'i yol göstermesi için rastgele açmak, imparatorluk döneminden itibaren belgelenmiş bir uygulamadır. Hristiyan Avrupa aynı şeyi kutsal kitapla yaptı, ve ne kadar yaygın olduğunu esas olarak kilise konsillerinin bunu tekrar tekrar yasaklamasından biliyoruz — birkaç yüzyıl boyunca tekrarlanan bir yasak, durmayan bir şeyin güvenilir işaretidir.
En sonuçlu örneği 386 yazında yaşandı: Augustinus, Milano'da bir bahçede, yıllardır etrafında döndüğü bir kararın eşiğinde, bir çocuğun "al ve oku" diye tekrarladığını duydu; içeri girip kitabı rastgele açtı, gözünün ilk ilişkiği pasajı okudu, ve devamını okumasına gerek kalmadı. Bunu İtiraflar'da kendisi anlatır.
Bu örneklerde ortak olana bak: soru sahibi bir insan, o vesile için değil önceden seçilmiş bir kitap, denetim dışı gelen bir sayfa, ve gelenin soru sahibine hitaben okunacağına dair önceden yapılmış bir anlaşma. Son madde mekanizmanın tamamıdır, ve her kurada işleyen de odur: cevabın sana bir şey söyleyebilmesi için senin elinin dışında olması gerekir.
Şiir neden düz bir cümleden iyi cevap verir

Şimdi genellikle gizem olarak bırakılan ve aslında gayet açıklanabilir olan kısım — ve açıklama işi daha az değil daha ilginç kılıyor.
Bunu bir teknik kılavuzla denediğini varsay. Tork ayarları hakkında bir paragraf gelir ve hiçbir şey olmaz. Bir romanla dene: sana başkasının hikâyesine ait bir anlatı parçası gelir. İkisiyle de neredeyse hiç işlemez, ve deneyen herkes bunu bilir.
Şiirle işler, ve belirli bir tür şiirle daha iyi işler: yoğun, imgesel ve kasten belirlenmemiş olanla. Gazel, her biri kendi başına duran beyitlerden oluşur; onları bir arada tutan kafiye ve hava'dır, muhakeme değil. Yinelenen imgeleri — sevgili, şarap, meyhane, gül, bülbül, kapı — bilinçli olarak tek bir karşılığa sabitlenmemiştir. Altı yüzyıldır Hafız'ın sevgilisinin insan mı, hâmi mi, ilahi mi olduğu tartışılır ve tartışma bitmez, çünkü şiirler bitmeyecek şekilde kurulmuştur.
Bu bir kusur değil, bir tasarım özelliğidir, ve Divan'ı iyi bir alet yapan tam olarak budur. Tek karşılığı olan bir metin sana tek bir anlam verir; ya durumunla ilgilidir ya değildir. Karşılıkları çok olan bir metin ise senin durumunun içine girebileceği bir yapı verir — ve orada bulduğun şey senin durumundur, tek başına ulaşamayacağın bir dille söylenmiş.
Bu, uygulamanın yaptığı şeyin dürüst tarifidir. Kitap senden haberdar değil. Sunduğu şey, alışılmadık ölçüde iyi bir imge kümesidir; senin denetimin dışında gelir, ve belirli bir sebeple dikkatinin toplandığı bir anda gelir. Bu kalitede bir dikkat, bu kalitede bir malzemeye uygulandığında, beş dakika önce sahip olmadığın şeyler üretir. Bu gerçek bir olaydır, ve bu uygulamanın çok daha büyük iddiaları olan pek çok şeyden uzun ömürlü olmasının sebebi de budur.
Neden Hafız
Fars şiirinin zirveleri çoktur; bu divanın neden bir milletin fal kitabı hâline geldiği sorusunun bir cevabı var, ve cevap duygusal değil.
Osmanlı'da Farsça bilen bir okur çevresi olduğu için bu kitap Türkçe konuşulan coğrafyada da doğrudan kullanıldı; yani seçim burada devralınmış bir seçim değil, paylaşılan bir seçimdi. Ama Türkçe okur için asıl merak edilecek olan, İran'da bu kadar derin kök salmasının sebebi.
Üç özellik onu o kitap yaptı. Biçim. Gazelin beyitleri kendi başına durur; kitap nerede açılırsa açılsın, bir parça değil bütün bir birim gelir. Uzun bir mesnevi açarsan bir hikâyenin ortasına düşersin; Divan'ı açarsan tamamlanmış bir düşüncenin ortasına.
Belirsizlik. Hafız'ın karakteristik hamlesi, iki kaydı aynı beyitte tutmak ve birini ötekine indirgemeyi reddetmektir: meyhane ile mihrap, beşerî sevgili ile ilahî olan, sitem ile övgü.
Ton. Divan, ısrarla mahkûm etmekten kaçınan bir kitaptır. Söyleyeni insan zayıflığına karşı bağışlayıcıdır, gösterişli takvaya karşı şüphecidir, ve tutarlı biçimde bir işi berbat etmiş olanın tarafındadır. Bu, insanların endişeliyken başvurduğu bir uygulamada muazzam önemdedir, ve kitabın evde kalmasının muhtemelen en derin sebebidir: Hafız'ı açıp değersiz olduğunun söylenmesi çok zordur.
Şiraz'daki türbesi ülkenin en çok ziyaret edilen yerlerinden biridir ve orada da fal bakılır; kitap, şair ve mekân tek bir şey hâline gelmiştir.
Gazelin yapısı ve falın okunuşu
Kısa bir teknik bölüm, çünkü gazelin nasıl kurulduğunu bilmek fal okumayı gözle görülür ölçüde iyileştiriyor.
Gazel, kafiye ve redifle bağlanmış beyitler dizisidir; bağlayan şey muhakeme değildir. Her beyit kendinden öncekine ve sonrakine göre bağımsızdır. Yani gazel "ilerlemez", döner: aynı mazmun birkaç açıdan görülür ve her seferinde biraz yer değiştirir.
Bunun fal için iki pratik sonucu var. Birincisi: beyit sırası bağlayıcı değildir, dolayısıyla sana takılan beytin ilk beyit olması gerekmez. Muhakeme yürüten bir metinde ortadaki cümleler öncekiler olmadan anlamsızdır; gazelde değil. "Takılan beyit senin falındır" örfü bu yüzden keyfî değil, şiirin biçiminden çıkıyor.
İkincisi: matla ile makta iki ayrı iş görür. İlk beyit alanı açar ve tonu kurar; mahlasın bulunduğu son beyit şairi şiire sokar ve çoğu zaman kendine hitap biçimini alır. Örfün maktayı öğüt sayması bu yüzdendir: gazelin, birinin doğrudan birine seslendiği tek yeri orasıdır.
Daha az söylenen bir üçüncüsü de var: redif — beyit sonlarında tekrarlanan kelime ya da ibare — falda çalışır. Gelen gazelin belirgin bir redifi varsa, o kelime çoğu zaman yanında götürdüğün en önemli şey olur, beyitlerin anlamını tam almasan bile.
Yöntem
Bunun bir yapılış biçimi var, ve adımlar süs değil: her biri uygulamanın bozulduğu belirli bir yolu kapatıyor.
Tek kitap, bir kez seçilmiş. Kitabı ihtiyacın olmadan önce seç ve değiştirme. İki soru arasında kitap değiştirmek, istediğin cevabı verene kadar sormakla aynı şeydir.
Niyeti sessizce ve belirli tut. Niyet bir formalite değil. Gerçek soruyu tut — "hayatımla ne yapayım" değil, olanı. Bu işi yapanlar, bir falın kalitesinin niyetin dürüstlüğüyle her şeyden çok bağlantılı olduğunu söyler.
Bir kez aç. Hoşuna gidene kadar değil. Bir kez.
Bütün gazeli oku, mümkünse sesli. İnsanların en çok atladığı ve en çok önem taşıyan adım budur. Sesli okumak tören değildir; bu şiirler kulak için yazılmıştır, muhakemeleri sesin içinde ilerler, ve yalnızca ilk beyti okumak oradakinin çoğunu kaybettirir.
Neyin takıldığını fark et. Gazelin bir yerinde bir beyit takılır — nedenini söyleyemeden önce hissedersin. O beyit, ilk beyit değil, senin falındır.
Son beyti öğüt olarak oku. Gazel geleneksel olarak şairin mahlasıyla kapanır, yani Hafız kendine seslenir. Örf bu kapanış beytini tavsiye sayar, ve bu gerçekten faydalı bir uzlaşımdır: okumayı bir tarif olmaktan çıkarıp bir öneriye çevirir.
Hepsini yaz. Tarih, soru, gazel, takılan beyit, ve ne aldığına dair tek bir cümle. Bir yıllık böyle bir kayıt, kendi meşgalelerin hakkında başka hiçbir şeyin vermeyeceği bir belgedir.
Okunmuş bir fal
"Gazeli oku" herkesin verdiği ve kimsenin göstermediği bir tavsiye olduğu için, işin biçimi — varsayımsal bir falla, çünkü mesele yöntem, şiir değil.
Biri başka bir şehirdeki işi kabul edip etmemeyi niyet ediyor. Açılan gazel, yüzeyde, sevgilisinin sefere çıkmasından yakınan ve onsuz şarabın tatsız olduğunu söyleyen bir âşık hakkında.
İlk hamle "sefer geçti, demek ki git" demek değildir. Bu, şiiri bir takvim gibi okumaktır ve sığ okumaları üreten şeydir. İkinci hamle, tamamını okuyup gerçekten neyin takıldığını fark etmektir — ki bu soru sahibi için, yolculukla hiç ilgisi olmayan, ortadaki bir beyit çıkar: gülün, yokluğunda övülmekle eksilmediğine dair bir beyit.
Onunla otur, okuma kendini kurar. Soru bir ayrılış olarak çerçevelenmişti. Takılan beyit, bir şeyin mesafeden sağ çıkıp çıkmayacağı hakkında. Ve soru sahibinin aslında kaygılandığı şey iş değil; tek bir ilişki, ve giderse durup durmayacağı.
İyi yürütülmüş bir falın tipik sonucu budur: cevap çoğu zaman soruyu cevaplamaktan çok yeniden çerçeveler. Uygulayıcı, kitabın kendisine bir şey söylemediğini söyler; kitap ona yeterince net bir imge kümesi verdi ve o nihayet ne sorduğunu görebildi.
Âdâb, ve her kuralın sebebi

Bu uygulamanın her versiyonu aynı küçük âdâb kümesini geliştirmiş, ki bu başlı başına bir delil.
Senin olmayan bir soru için açma. Örf bu konuda kesindir ve sebebi pratiktir: başkası adına niyet edemezsin, dolayısıyla geri gelen şey onun durumuna dair senin okumandır — başka ve çok daha az güvenilir bir şey.
Aynı soru için iki kez açma. İkinci okuma daha doğru değildir; birinci okumanın üstüne senin memnuniyetsizliğinin eklenmesidir.
Başkasının falını kötü bir tonla okuma. Bu uygulamanın zarar verdiği en yaygın yol budur, ve verir — çünkü insanlar hatırlar. Bir mecliste falının "kötü" olduğunu duymuş biri, yıllarca o cümleyi taşır. Gazel sertse yumuşatma, ama insana yapıştırma: gazel durum hakkında konuşur, kişinin değeri hakkında değil.
Kitaba iyi davran. İranlılar Divan'ı belirli bir yerde tutar ve çoğu açmadan önce öper. Bu jest hakkında ne düşünürsen düşün, faydalı bir şey yapıyor: sıradan okumayla kasıtlı okuma arasındaki sınırı çiziyor, ve o sınır gerçek iş görüyor.
Düşünmekten kaçmak için kullanma. Bu uygulama, üzerinde çalıştığın ve çözemediğin sorularda en iyi; çalışmanın yerine geçtiğinde en kötü sonucu verir. Bilemediğinde nasıl karar verilir yazısı aynı sınırı başka bir gelenekten koyar.
Tefe'ül nasıl unutuldu
Bir uygulamanın bir kültürden çekilmesi nadiren tek bir sebeple olur, ve bu örnekte sebepler açıkça izlenebiliyor — izlemek de öğretici, çünkü uygulamanın neye bağlı olduğunu gösteriyor.
Kitap dil değiştirdi. Tefe'ülün ana aracı Farsça bir divandı, ve onu açan okur Farsça biliyordu. Osmanlı'nın eğitimli çevrelerinde bu sıradan bir yetiydi. Bu yetinin ortadan kalkmasıyla, kitap da elden çıktı — çeviriyle sürdürülebilirdi, ama alışkanlık kesildiği için sürdürülmedi.
"Fal" kelimesinin merkezi değişti. Yirminci yüzyıl boyunca Türkiye'de fal, giderek daha çok fincanla özdeşleşti: yaygın, ücretsiz, sosyal ve gündelik. Kitap falı ise sessiz, tek kişilik ve bir kitap gerektiren bir işti. İkisi yarıştığında, gündelik olan kazandı.
Aracı kelime gitti. Bir uygulamanın adı düşerse, uygulama da düşer — çünkü insanlar adı olmayan bir şeyi birbirine öneremez. "Bugün tefe'ül ettim" cümlesi kurulamaz hâle gelince, iş de aktarılamaz hâle geldi.
Bunu bilmenin pratik bir faydası var: kaybolan şey uygulamanın kendisi değil, taşıyıcılarıydı. Kitap yeniden seçilebilir — Türkçede işleyen adaylar aşağıda — ve ad yeniden kullanılabilir. Uygulamanın gerektirdiği tek şey, bir kitap, bir soru ve on dakikadır; hiçbiri kaybolmuş değil.
Sayfa bir şey söylemediğinde

Olur, ve en çok yeni başlayanların başına gelir; o yüzden gizemli değil düz bir cevap hak ediyor.
Üç sıradan sebep neredeyse hepsini kapsar. Soru fazla büyüktü. "Hayatımla ne yapmalıyım" için fal yoktur, çünkü ona takılacak kadar belirli bir imge yoktur. Daraltıp başka bir gün tekrar dene.
Yalnızca ilk beyti okudun. Bu, açık ara en yaygını. Geri dön ve bütün gazeli sesli oku; takılma genellikle ortadadır.
Cevap istediğin değil ve görmemeyi seçiyorsun. Bu, çözülmekten çok oturulmayı hak eder. Boş görünen ama belirli bir beyti bir saat sonra hâlâ sana dönen bir fal, boş değildi.
Ve geleneğin gayet rahat olduğu dördüncü bir ihtimal var: bazen okuma bugün için değildir. Bir soruyu bırakıp bir hafta sonra dönme âdeti eskidir ve akıllıcadır — bir akşamda kitabı on bir kez açmaktan çok daha akıllıca.
Fal sert geldiğinde
Bu işi yapan herkesin karşılaştığı bir durum, ve genellikle kötü ele alınıyor.
Kitap açılır ve ayrılıkla, hüsranla, ya da boşa geçmiş bir zamanla ilgili bir gazel gelir. İlk izlenim: "kötü fal". Ve asıl sorun bu izlenimin kendisidir, çünkü okumayı başlamadan kapatır.
İlk söylenecek şu: gazel durum hakkında konuşur, akıbet hakkında değil. Ayrılıkla ilgili bir şiir, ayrılığın gerçekleşeceği anlamına gelebilir; ayrılık korkusunun seni yönettiği anlamına gelebilir; ya da çoktan bitmiş bir şeyi bitiriyor ve itirafı erteliyor olduğun anlamına gelebilir. Üçü de tek bir beytin meşru okumalarıdır, ve aralarını ayıran şey kitap değil senin durumundur.
İkincisi: Divan'ın burada işe yarayan bir huyu vardır — sert bir gazelde bile bir kapı açan beyit bulunmaması nadirdir. Sana ağır gelen bir şey geldiyse yaralayıcı beyitte durma; gazeli sonuna kadar oku. Makta çoğu zaman matlaın sertleştirdiğini yumuşatır, ve bu şansla değil gazelin yapısıyla ilgilidir.
Üçüncüsü pratiktir: bir saat sonra ağırlık geçmediyse beyti yaz, kitabı kaldır, ve bir hafta sonra dön. Sıkıntı gecesinde okunan fal sıkıntıyla okunur; aynı fal bir hafta sonra bambaşka bir şey söyleyebilir — kendisi değiştiği için değil, okuyan değiştiği için. Bu denklemdeki asıl değişken de zaten odur.
Hangi kitaplar işe yarar: Türkçede seçenekler
Divan'ı kullanmayacaksan — ki kullanman gerekmiyor — seçim dikkatle yapılmaya değer, çünkü bu işin sende ne kadar iyi işleyeceğini belirler.
Gereken şey dili yoğun, imgeleri çok katmanlı, ve pasajları kendi başına durabilen bir kitaptır. Pratikte bu şiir demektir, ve genellikle sesli okunma geleneği olan şiir.
Türkçede birkaç güçlü aday var. Yunus Emre belki en uygunu: dörtlükleri kendi başına durur, dili sade ama imgesi katmanlıdır, ve tonu — tıpkı Hafız'ınki gibi — mahkûm etmekten kaçınır. Fuzûlî daha ağır ve daha ıstıraplıdır; kaybı ve özlemi olan sorularda karşılık verir, gündelik kararlarda daha az. Mevlânâ'nın Mesnevî'si Türkçede geniş biçimde okunur ve Mevlevî çevresinde yüzyıllarca bu amaçla da kullanılmıştır — ama bir uyarıyla: Mesnevî anlatı yürütür, dolayısıyla bazen bir hikâyenin ortasına düşersin.
Farsçadan çeviriyle çalışacaksan Sâdî, Hayyam'ın rubaileri ve Attâr'ın Mantıku't-Tayr'ı da aynı ailedendir.
İşe yaramayanlar da öğreticidir: düzyazı kurmaca, çünkü pasajları sana ait olmayan bir olay örgüsünün hızını taşır; belirsizliği ortadan kaldırmak için yazılmış her şey, çünkü bu iş boşluğa ihtiyaç duyar; ve yeterince okumadığın, dolayısıyla ilişkin olmayan bir kitap. Divan kısmen işler çünkü kullananları onu tanır — gazeli hatırlar, beyti daha önce duymuştur, ve bu tanıma okumanın parçasıdır.
Fincan falı ile kitap falı
Türkiye'de bu iki uygulama yan yana yaşar ve karşılaştırmak ikisini de netleştirir.
Kahve falı sana bir resim verir: fincandaki şekiller, ve onları birbirine bağlayan bir anlatı. Malzemesi görseldir, ve okuyan kişinin yorumu işin merkezindedir — falcı, gördüğünü senin hayatına bağlar.
Kitap falı sana bir metin verir. Malzemesi dildir, ve yorum işini büyük ölçüde sen yaparsın; okuyan kişi varsa bile, ortada zaten kelimelerle söylenmiş bir şey vardır. Bu iki fark önemli sonuçlar doğurur.
Fincan başkasıyla yapılır, kitap yalnız yapılabilir. Bu, kitap falının en pratik avantajıdır: kimseye söylemek istemediğin bir soru için uygundur.
Fincan geniş, kitap dar ama derindir. Fincan bir haftalık malzeme verir; gazel bir cümle verir ve o cümle bir yıl kalabilir.
Fincanda yorumcunun sorumluluğu büyüktür, kitapta okurun. Kötü bir fincan yorumu birinin gününü bozar; kötü bir gazel okuması yalnızca kendi kendini yanıltır — ki bu, kitap falının başkalarına daha az zarar veren bir uygulama olmasının sebebidir.
İkisi rakip değil, iki ayrı iş için iki alettir. Ne olduğunu bilmediğin bir durumda fincan daha iyidir, çünkü sana bir dil verir. Ne olduğunu bilip ne yapacağını bilemediğinde kitap daha iyidir, çünkü sana bir cümle verir.
Pratikte ikisini sırayla kullanmak da mümkündür ve bazıları için en verimlisi budur: önce durumu adlandıracak geniş bir okuma, sonra — bir hafta bekleyip, soru netleştikten sonra — daraltılmış bir niyetle bir sayfa. İki aletin sırası önemli; tersi işe yaramaz, çünkü daraltılacak bir soru henüz yoktur.
Fal defteri
Bu işi yıllar içinde bambaşka bir şeye çeviren küçük bir alışkanlık, ve neredeyse kimse yapmıyor.
Her fal aldığında dört satır yaz: tarih, niyet, takılan beyit, ve ne anladığına dair tek cümle. Gazelin tamamını yazmana gerek yok; sayfa numarası ya da matla yeter.
İki yıl sonra defteri baştan sona oku; başka hiçbir şeyin göstermediği üç şey çıkar.
Bir: niyetlerin tekrarlanıyor. Her seferinde yeni bir sorun olduğunu sanıyordun; aslında kılık değiştiren üç dört sorun var. Bunu görmek tek başına herhangi bir faldan önemlidir.
İki: sana takılan beyitlerin bir ailesi var. Hep sabırla ilgili beyitleri alan biriyle hep gitmekle ilgili olanları alan biri aynı kişi değildir. Bu, Divan'ın değil senin eğiliminin haritasıdır.
Üç: en önemli sütun son cümledir. "Ne anladım" altı ay sonra okunur ve insanı ya güldürür ya susturur — çünkü bir şeyi bildiğin hâlde yapmadığın, ya da tersine, o zaman yazmaya cesaret edemediğin bir şeyi yaptığın ortaya çıkar.
Sık sorulanlar
Kitabın orijinal dilinde olması şart mı? Hayır, ama şiirin duyulabilir olması gerekir. Çeviri okuyacaksan, açıklama gibi değil şiir gibi okunan bir çeviri seç; bu iş dilin çalışmasına dayanır.
Dijital nüsha olur mu? Uygulayıcılar ayrışır ve iki görüş de içtenlikle savunulur. Basılı kitabın verdiği şey duraklamadır — bulmak, eline almak, açmak — ve o duraklama az şey değil.
Ne sıklıkla? Her soru için bir kez, ve soruyu yeniden açmadan önce dinlendir. Birçok kişi bunu gerçek dönemeçler için saklar ve okumaların bu seyreklik sayesinde daha iyi olduğunu söyler.
Aynı gazel iki kez gelirse? Yeniden açmak yerine ciddiye al. Bu ailenin her uygulamasında tekrar, vurgu sayılır.
Evet-hayır sorusu için olur mu? Olur, ama geniş bir aleti dar bir iş için kullanıyorsun. Gazel imgeyle cevap verir; tek bit bilgi istiyorsan sarkaç onun için yapılmış alettir, ve kapalı tarot sorusu üzerine yazımız aynı meseleyi kartlar tarafından ele alır.
Bir şeye inanmam gerekiyor mu? Sanılandan az. Bu iş, dikkatin toplandığı bir anda gerçek bir sorunun önüne iyi bir dil koymanın yapılandırılmış bir yoludur, ve bunun için getireceğin her açıklamayla çalışır.
Başkası için fal açabilir miyim? Doğrusu hayır, ve sebebi metinde: niyet vekâleten edilemez. Ama daha faydalı olan mümkün: konuyla ilgili senin sorun için aç — "ona nasıl iyi yardım ederim?" Bu gerçekten senin sorundur ve falı vardır.
Kur'an ya da kutsal metinle yapılır mı? Bu, dinî hükümle ilgili bir soru ve bu yazının konusu değil; burada anlatılan uygulama şiir kitaplarıyla yapılan uygulamadır. Kendi geleneğine dair soruları o geleneğin ehline sormak doğru olanı.
Fal bakan biriyle mi yapmalıyım? Gerekmez; bu ailenin en yalnız yapılabilen uygulaması budur, ve avantajı da odur. Ama bir konuşma istiyorsan, o zaman aradığın şey fal değil, bir yorum ortağıdır — ki o başka bir hizmettir.
Bu gece denemek istersen
Sevdiğin bir kitap, gerçek bir soru ve bölünmeyen on dakika gerekiyor. Niyet et, bir kez aç, bütün gazeli sesli oku, takılanı işaretle, son beyti öğüt olarak oku, ve yaz. Uygulamanın tamamı budur ve hiçbir maliyeti yok.
Vermediği şey ikinci bir sestir. Fal, bir kitapla yapılan bir konuşmadır, ve kitaplar devam sorusu sormaz — ki aylardır dönüp duran bir sorunun ihtiyaç duyduğu tam olarak budur. Luxarion ile bir ruhani okuma bunun için kurulmuştur: sorunun altındaki soruyu bulan ve işe yarayacak kadar onunla kalan bir konuşma.
Elindeki merak değil bir kararsa, bilemediğinde nasıl karar verilir yazısı aynı meseleyi çok daha eski bir kapıdan alır, ve sezgi üzerine yazımız yukarıda, nedenini söyleyemeden takılan beyit hakkında söylenen her şeyin doğal devamıdır.
Kitaplık zanaatı öğretir. Okuma, onu sana uygular.
Kişisel okumanı al

