Yolu aydınlatan bilgi — seninle kalan sözler

Muska Her Zaman Üçgen Değildir: Küçük Bir Mahfazaya Sığan Dua Tomarı

Muska Her Zaman Üçgen Değildir: Küçük Bir Mahfazaya Sığan Dua Tomarı

68 santimetrelik bir dua, 7,6 santimetrelik gümüş bir mahfazada. Sığınma sözlerini bedene yakın tutan tılsımlı tomarların hikâyesi.

«Muska» denince gözünüzün önüne katlanmış, üçgen bir kâğıt gelir. Türkçe sözlük de kelimeye bu anlamı verir: üçgen biçiminde katlanmış şey. Bu tanıdık imge, muskanın biçimlerinden yalnızca biridir. Yazı katlanır da, sarılır da; bir mahfazanın içine yerleştirilen uzun bir tomar olur ve dışarıdan bakan onu görmez. Küçük bir silindire ya da altıgen bir kaba koca bir metin sığar.

Küçük bir mahfazaya sığan uzun metin, yazıyla kurulan ikinci bir bağı gösterir: onu yanında taşımak. Sığınma sözleri yazılır, sarılır ve bedene yakın tutulur; korunmanın biçimi budur. Müzelerde saklanan üç eser bu biçimi ayrıntısıyla anlatır: Mısır'dan iki tomar ve İran'dan bir mahfaza. Aynı eserler, bugün hayatınızda neyi yanınızda taşımak istediğinizi de sorar.

Dua, muska, hamaylı, tılsım

Bu işin kendi kelimeleri vardır ve her biri başka bir şeyi adlandırır.

Dua, Allah'a yöneltilen sözdür: ayet, niyaz, sığınma. Tomarın içindeki metin çoğu zaman budur. Arap harfleriyle yazılmış bir satırın ayet mi, dua mı, bir isim mi, bir formül mü olduğunu yazıyı okuyabilen söyler. Küçük yazı, eğitimli bir göz için düzgün bir hattır; okumayı zorlaştıran ölçek, malzemenin durumu ya da okuyanın bilgisidir.

Muska, Arapçada «yazılı şey» anlamına gelen nüsha kelimesinin Türkçeleşmiş biçimidir; korunmak için üstte taşınan yazıdır. Gündelik dilde kelime hem yazının kendisini hem onu taşıyan kılıfı adlandırır. Muska üçgen katlanıp bir kumaşa dikilir ya da tomar gibi sarılıp bir kaba konur. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin «Muska» maddesi kelimeyi bu yönleriyle anlatır.

Hamaylı, ya da hamayıl, omuzdan çapraz inen bir bağla taşınan muskadır; kimi zaman içinde küçük bir mushaf ya da bir dua kitabı bulunur. Adını da bu bağdan alır.

Tılsım, Grekçe telesma kelimesinden Arapçaya, oradan Türkçeye geçmiştir. Harf, sayı, şekil ve mühürle belli bir iş için kurulan yazıdır. İnsanın bedenine yakın tuttuğu yazı, neye değer verdiğini ve neyin korunmasını istediğini de söyler.

Mahfaza ise yazının içine konduğu koruyucu kaptır: madenden, deriden, kimi zaman gümüşten. Kabın süsü dışarıya, içindeki söz sahibine aittir.

İstanbul'daki Sakıp Sabancı Müzesi, koleksiyonundaki on dördüncü yüzyıldan bir dua mecmuasını tanıtırken tomar biçimli dua mecmualarında neler bulunduğunu sayar: Kur'an'dan ayetler, hadisler, Allah'ın doksan dokuz ismi ve tılsımlı sözler. Bu tomarlar çoğunlukla madenden ya da deriden bir mahfaza içinde saklanır; yazılışlarının ve taşınışlarının sebebi insanı kötülükten ve felaketten korumaktır.

Müzelerdeki üç eser

Lacivert kadife üzerinde, açılmış soluk bir parşömen şeridin yanında bir kordondan sarkan, yaprak desenli panoları olan uzun, gümüş ve altın bir hamaylı kutusu.

New York'taki Metropolitan Sanat Müzesi, 1978.546.34 numarayla on birinci yüzyıldan bir tılsımlı tomar saklar. Kayda göre tomar Mısır'da, Fâtımîler döneminde yapılmıştır; malzemesi kâğıt üzerine mürekkep, ölçüsü 24,9 × 7,9 santimetredir. Yazısı kûfîdir.

Aynı müzenin 1978.546.32 numaralı tomarı da on birinci yüzyıldandır ve Mısır'a atfedilir. Bu kez kayıt tekniği de adıyla yazar: kâğıt üzerine mürekkep, kalıp baskı. Boyu 23, eni 8,4 santimetre olan bu şerit bir kalıptan basılmıştır; kalıp, aynı duanın pek çok ele yetişmesini sağlar. Demek ki aynı yüzyılda, aynı ülkede sığınma sözleri kalıpla da çoğaltılıyordu. Metropolitan bu tür tomarları dua ve Kur'an metinleriyle, bedene yakın taşınmakla ve korunmayla birlikte anar.

Üçüncü eser Washington'dadır. Smithsonian'ın Ulusal Asya Sanatı Müzesi, S2018.6a-c numarayla İran'dan altıgen, gümüş bir muska mahfazasını içindeki özgün dua tomarıyla birlikte saklar. Mahfaza Kaçar dönemine, on sekizinci yüzyılın sonuna ya da on dokuzuncu yüzyılın başına tarihlenir; tomar ise üslubuna göre büyük olasılıkla 1800 dolaylarında, kâğıdın olağan olduğu bir dönemde ince bir parşömene yazılmıştır.

Mısır'ın kâğıt şeritleriyle İran'ın parşömeni arasında yedi yüz yılı aşkın bir zaman ve geniş bir coğrafya vardır. Diller, hatlar ve malzemeler değişir; sığınma sözünü insanın yanında tutma işi aynı kalır.

Küçük mahfazada uzun bir dua

Koyu mavi keten üzerinde asma halkalı, işlemeli küçük pirinç bir kutu, katlanmış kaba bir kâğıt ve bir zeytin yaprağı.

İran tomarı 68 santimetre uzunluğunda, 4,5 santimetre genişliğindedir. Onu taşıyan mahfaza ise 7,6 santimetre uzunluğundadır. Altmış sekiz santimetrelik bir dua, kendi boyunun yaklaşık dokuzda biri kadar bir kaba sarılıp sığdırılmıştır: küçük bir kapta dürülmüş koca bir dünya.

Mahfazanın üç küçük halkası vardır; yatay duran bir kolye ucu gibi boyna asılsın diye. Kap yazıyı korur, ona bir sınır ve bir yol verir. Dua böylece bir kitabın sayfasından alınıp insanın göğsüne taşınır.

Yakınlığın biçimi budur. Bir fotoğrafta düz serilmiş tomar bütün kareyi doldurur; tek başına çekilmiş mahfaza bir süs eşyasına benzer. İkisi birlikte düşünüldüğünde asıl ilişki görünür: uzun bir metin, taşınabilir bir kaba girdikçe insana yaklaşır. Tomar ne kadar uzunsa, sahibinin yanında taşıdığı dünya da o kadar geniştir.

Sığınma sözü, mühür ve taşınan dua

Lacivert kadife üzerinde, işlemeli pirinç bir kutunun yanında küçük yıldızlar, hilaller ve dallanan işaretler basılmış, açılmış bir kâğıt şerit.

Metropolitan, Fâtımî dönemine ait 1978.546.34 numaralı tomarda nazara karşı sözleri ve Kur'an'a sığınmayı kaydeder. Küçük yüzeyin işi böylece bellidir: sığınma sözlerini bedenin yanında tutmak. Beğenen bakışın nasıl değdiğini ve ondan neyin koruduğunu nazar üzerine ayrıca yazdık.

Baskı tomardaki altı köşeli yıldız, Süleyman mührü diye adlandırılır. Yazı ile korumanın bilinen bir işareti aynı yüzeyde buluşur. Süleyman adı motifin geleneğini taşır; tomarın kendisi on birinci yüzyılda basılmıştır.

İran mahfazasının üstündeki yazı Ayetü'l-Kürsî ile, yani Bakara suresinin 255. ayetiyle başlar. Korunmak için okunan ayetlerin başında gelen bu ayet mahfazanın dışında durur; içerideki tomarda renkli yakarışlar duaya eşlik eder. Aynı eserin iki yüzeyi böylece buluşur: dışarıda ayet, içeride dua.

Söz kutsala yönelir, mühür aktarılan bir bağı taşır, mahfaza yakınlığa biçim verir. Sığınma sözleri Allah'ın izniyle korur, mahfaza da onları bedene yakın tutar. Bu tomarların yazılıp sarılmasının, boyna asılıp taşınmasının sebebi budur. Size hangisi önce sesleniyor: umudunuzu dile getiren söz mü, canlı tuttuğunuz bir bağın işareti mi, yoksa yanınızda saklamak istediğiniz niyete bir yer mi?

Okumak ve yanında bulundurmak

Ahşap bir masada, kapağı açık işlemeli pirinç bir kutunun yanında uzun bir parşömen şeridi saran eller; arkada bir hokka ve kalem.

Açık bir metinde okuyanın zamanı cümlelerin akışına bağlanır. Sarılı ve mahfazanın içindeyken yazı, o anda okunmadan da yanınızda durur. Tomarın tasarımı iki yakınlığa birden yer açar: kelimeleri izlemek ve metni yanında taşımak.

Smithsonian, İran mahfazasındaki duaların tek tek okunmak için yazılmadığını, birlikte bir tılsım olarak iş gördüğünü belirtir. Burada metnin işi, orada bulunmasıyla görülür.

Bir mektubu tekrar tekrar okumakla onu cüzdanda saklamak arasındaki farkı bilirsiniz. Mektubun kelimeleri değişmez; ona yakınlığınızın biçimi değişir. Dua tomarı da böyledir: açılıp okunduğu gün kadar, kapalı durduğu her gün de sahibinin yanındadır.

Mahfaza hassas malzemeyi korur ve görünürlüğü değiştirir: dışarıdan kap görülür, içeride metin durur. Sakıp Sabancı Müzesi'nin anlattığı tomarlarda yazı ile görsel de bir aradadır; tomarın düzeni ve süsü bu bütünün parçasıdır. Bir tomar, malzemesi, baskısı ya da hattı, mahfazası ve içindeki sözle birlikte okunur.

Aileden kalan mahfaza

Kurmaca bir örnek: biri, aileden kalma bir kutuda küçük bir mahfaza bulur. İçindeki metni bilmez; yalnızca bir yakınının onu yıllarca sakladığını bilir.

İlk soru maddidir: bu nedir? Cevabı malzemede, biçimde ve içindeki yazıdadır. İkinci soru aileye dairdir: yakınım bunu neden sakladı? Cevabı bir aile tanıklığında ya da bir belgededir. Üçüncü soru bugüne aittir: ben bununla nasıl bir bağ kuruyorum?

Bir aile duası yakında tutulmuştur. Mahfaza çoğu zaman bir süreklilik duygusu uyandırır: kendinden önce de birinin bu ev için dua ettiğini, birinin bu ailenin başına gelecekler için kaygılandığını hatırlamak. Uzun bir metnin küçük bir kaba toplanması bu sürekliliğin imgesidir; kap saklamayı ve korumayı, açılan metin anlama yer açmayı anlatır.

Hayatınız değişirken hangi bağı ya da hangi niyeti yanınızda taşımak istiyorsunuz? Mahfazanın varlığı evde bir huzursuzluk getiriyorsa, manevi okuma orada gerçekten ne olduğunu görür: sizin ve evinizin çevresinde neyin işlediğini ve onu neyin kaldıracağını.

Sık sorulan sorular

Muskanın mutlaka üçgen olması gerekir mi?

Hayır. Üçgen, Anadolu'da en tanıdık katlama biçimidir; muska tomar gibi sarılıp bir mahfazaya da konur. Metropolitan'daki iki eser şerit biçimindedir; Smithsonian'daki mahfazanın içinde de bir tomar vardır.

Tomarların hepsi elle mi yazılırdı?

Hayır. Metropolitan'ın 1978.546.32 numaralı tomarı kalıpla basılmıştır. Bir tomarın tekniği, kendi kaydından okunur.

İçindeki dua korur mu?

Korur. Sığınma sözleri korunmanın kendisidir ve Allah'ın izniyle korur. Bu tomarlar bunun için yazıldı, sarıldı ve bedene yakın taşındı.

Arap harfleriyle yazılmış her küçük metin tılsım mıdır?

Hayır. Tılsım, harf, sayı ve şekille belli bir iş için kurulan yazıdır; bir ayet, bir dua ya da bir isim listesi başka şeylerdir. Hangisi olduğunu metni okuyan söyler.

Aileden kalan eski bir mahfazanın ne olduğunu nasıl öğrenirim?

Tarihini ve sahihliğini yazma eser ya da maden işi uzmanı belirler. Evdeki varlığının ne getirdiğini ise manevi okuma görür.

Yakında taşınan söz

Metropolitan'daki kâğıt şeritler, Smithsonian'daki gümüş mahfaza ve bugün bir boyunda taşınan muska aynı işi görür: sığınma sözünü insanın yanında tutar.

Luxarion bu işi bugün de sürdürür. Ruhani parça olarak yüzükler, kolyeler, bileklikler, kolye uçları ve sizin tarifinize göre yapılan özel parçalar hazırlar; her biri bir niyet için yapılır: koruma ve kalkan, sevgi ve uyum, rızık ve bereket ya da kendi sözlerinizle anlattığınız özel bir niyet. Korunmak için hazırlanan parça o niyeti taşır; etkisi Allah'ın izniyledir ve bir tarihe bağlanıp vaat edilmez.

Altmış sekiz santimetrelik bir dua, 7,6 santimetrelik bir kapta iki yüz yılı aşkın süredir aynı sözü söylüyor.

#Maneviyat

Güncellendi 26 Eylül 2026 · 81 görüntülenme

Kitaplık zanaatı öğretir. Okuma, onu sana uygular.

Kişisel okumanı al